BERZAH_KÖPRÜLERİ

söyleyecek o kadar çok sözü olan var ki ben sadece atmosferdeki boşluğumu doldurmakla yükümlüyüm..ağırlığım kadar varım işte.. ??? ha sahi kaç gram ruhum...ikona

Tuesday, November 28, 2006

son_bahar

ölebilirim...
-ölebilirsin dedi....
yüzüne baktım...
yüzü onu yüzü değildi....
(son_bahar)

Thursday, October 12, 2006

subaşındaki_ANKA_(namekan)


Güneş yorgun söyle bana hangi iklime doğar ay şimdi ve kimin gölgesi başlar kimin batar,
“…………….….iyi bir insandın sen masallar isteyebilirdim senden” (cümlesiyle) diye bitirmiştim bir yaşamı.

Öğrendim ki masallar yoktu hayatımızda.. geç olmuştu ama bütün gecikmelerime rağmen öğrendim-öğrettiler..

Büyüler bozulmuştu, karanlığı-karanlığımızı aydınlatan büyüler..

Bin bir gece masallarından kopup gelen bir kuş vardı avuçlarımda, “Zümrüdü Anka”ydı adı, ben öğrenmişti. Kimse okumamıştı, anlatmamıştı kaf dağında yaşayan o kuşu, o masalı..
Ama ben öğrendim.. nedense sevdim Zümrüdü Anka’yı bilinçaltıydı beklide.. avuçlarımın içindeydi ..

Yanıyor avuçlarım, kül oluyor her şey masallar, kahramanlar da..

Şimdi bildik labirentlerin içinde
Bildik yaşamlarla çarpıyor yüreğim
Bu aşinalıktı beni kör eden
Belki de
Baktığım aynalarda
Bir başka bana rastlamaktan korkuyordum
Kapattım gözlerimi
Karanlıktı her şey
İçimdeki tüm aynalar avuçlarımda kırıldı…

( bir masalı özlüyor çünkü çoğu zaman insan..)
(kuzey Afrika_masal_insan_ay_ışık)
_akrep

Thursday, August 03, 2006

bir şarkı dilimde

Şimdi bir şarkı dola diline, rengi kırmızı tadı limoni olsun. Hayatın bir şarkı kadar kısa olduğu, o şarkı kadar da güzel söylemiş olduğunu düşün. İçinde biraz sen biraz da düşlerinin sakladığı gizemli bir mağara, kapısında adaletsiz zamanın beklediği!! Rastlantıların kol gezdiği gece gibi karanlık, sis bulutlarının örtü olduğu geçmişe bir yolculuk, nereye bile sormadan kendine../ öylesine bir gidiş işte!

Şimdi bir şarkı dola diline../ adı GEL yada GİT olsun. Seçeneklerin çok olmadığı tek tıklama../ son nefes gibi, sade ve eskiyi bitiriş, yeniye kol kanat geriş olsun !

Pekte bir şey anlamadığımız yaşamın, cömertçe harcadığı otuz yılın sorguları da olsun içinde. İsyankar olmadan rastlantıları teğet geçişlerimize, dürüst ve kendimize yontmadığımız hesaplaşma olsun, limoni bir tat içtikçe ekşisin yürek !! Farklı bir zamanın farklı kollarında, durağan olmayan bir kucaklama ile hasretin zemzem suyuna bandırıp ahlarımızı, öylece geçip gidelim bu köprüden. Karşı yaka hep görünür olsun../ gülümsesin gözlerimize !!

Şu an bir ağır yük ki sırtımda sorma ! ikiye katlanmış yürek ve kimden hamile kaldığı belli olmayan çaresiz bir kadın gibi../ karnım burnumda dolaşıyorum. Sancılarım sahipsiz / ol orta dağıtmışım kendimi, ödediğim bedellerin kefesine ! bir tarafı ağır basan yanım hep sana yakın.

ve sen../ ve yüzün../ ve ellerin../ ve gülüşün, umutlarımın dokuz tahta örtülü mezarı .

Ve sen / gözlerini aşkın işgaline bulamış, elleri sıcaklığında terleyen susuz dudaklar memleketi. Omuzlarını dolu zannettiği sepetlerin urganları acıtan, kırmızı yüreğini beyaz teniyle örtmeye çalışan gerçek ! dolduramam ki aşk sepetini.

Biliyorum ! kapasitesinin üstünde yük taşımış, mekanizması yıpranmış bir asansör gibi çok insanlar taşıdın yüreğinin en üst katına. Orada kalmasını istediğin değerli eşyalar, altında ezilmekten zevk aldığın sorumluluklar ve bazen gururunu zorlayan pekiler dolandı da diline,sen yine de usanmadın korkmadın ve belki sende olan herkes için her yokuşun bir inişi vardı da, bir senin olmadı rahat inişin ! mangal bir yüreğin tam ortasına doğru!!
Sana göre kalemin hep beyaz yazdı da gönül sayfalarını, kömür karası eller değdi tenine. Belki hep renk cümbüşü yağlı boya tablo işledin hayatı da, yakıcı güneşler soldurdu tuvalini. Ve belki titrek bir dudak dindirirdi susuzluğunu ama hep yetmişlik şişeler doldurdu bardağını.

Ve senin şefkatin, merhametin, fırtınalara korkusuzca açtığın bağrın cesaretin ! kancık yüreklerde karşılık buldu. Yanılma, hüsran, yarıdan geri dönme tüketti inancını. Sen bir güldün serin rüzgarlarla her daim öpüşen, lakin mendebur fırtınalar döktü yapraklarını. Şimdi açmaya korkan gonca yüreğinle sen ! yine yeni güneşler peşindesin. Hallaç pamuğu gibi dağılan gönül bahçeni yeniden yeşillendirme derdindesin. Yaşadığın meşakkatli bir hayatla, şiirlerin isyankar dizelerindesin !!
Yeni yüzler, yeni düşler çıksa da karşına, gözlerindeki tanıdık figürlerle hep aynıyı görüyorsun. Sözler aynı / sevişler aynı / öpüşler aynı / heyecanlar aynı ! aynı olan hiçbir şeyi istemiyorsun. Geçmişinde silik namelerin doldurduğu defteri, bir kenarından ateşe verip yakıp yıkıp her şeyi, kendini yollara da vuramıyorsun! Var olan gerçeklerinle, kör düğüm yaptığın düşlerin altında eziliyor asla ağlamıyorsun. Bütün nehirler içine akıyor da bir türlü taşamıyorsun. Hızlı bir debide akan ve yatağını değiştirmiş üzerine doğru gelecek, seni sel sularına katacak, azgın dalgalarında yüzdürecek, sahillerinde bereketli deltalar oluşturacak ama kurumayacak ! içinde düşlerinin olduğu suları tarlalarına salacak koca bir nehir bekliyorsun.
aslında sen ! daracık omuzlarında hasretle beklenen sevdalar taşıyorsun. Kalbura dönmüş bir yürekte kalan son damlayla yeşerecek sevda fidanını besliyorsun.

Ne kadar güçlü görünsen de bir ceylan kadar ürkek ve savunmasızsın. Bu yanını hüzünlerinle gizlemeye çalışıyor, o yanına değen tüm elleri yakıyorsun. Haklısın../ artık ellerin samimi sıcaklığına inanmıyorsun. Üzerinden kayıp meçhule gidecek bir el istemiyorsun. Hep kalsın yapışsın sıcaklığı ! her daim aynı olsun ve hep hissedilsin. Bu yüzden içinde yanan ve seni eriten ateşi dışarıya yansıtmıyorsun. Aslında sen ! cücüğü küf kokan soyuldukça gerçek yüzünden utanacağın soğan misali bir sevda istemiyorsun.
Aslında sen ! bardakta su, iki tarafından da aynı yüzün göründüğü berrak yudumlamalar bekliyorsun. Susuzluğun kol gezdiği çöllerinde, bir ömür yeter dediğin içi dolu tek bir damla düşsün avucunun tam ortasına ! bunu bekliyor, istiyor ve tek bunun için bedevileşiyorsun!!
Aslında sen ! kumdan tepeler aşıp gözlerinde seraba dönüşecek, kör bir kuyuya dalmak istemiyorsun. Çıplak ayaklarınla kat ettiğin kumdan yolların sonunda, kucaklayacağın bir deniz olsun ! tenini sarıp sarmalayacak ummanın kollarında öleyim istiyorsun.
Kızgın kumlarda kavrulan tabanların, çöl soğuğunda buza kesmiş bedenin, gözlerini doldurmuş kum taneciklerinin, ruhuna verdiği sancıyı umursamıyorsun. Yüreğine yediğin darbelerin, çıyan ısırığından daha da öldürücü bir zehir olduğunu biliyor ! bu yüzden yalın ayak çıyanlar üzerinde yürüyorsun / direniyorsun.
Tüm bir ömrü tek nefeste soluyup içine almış müptela bir yürek taşıyorsun. Her şeye evet ama suskunluğa, hadi bir daha yüreğim demeye hayır diyorsun. Bitecekse başlamasın başlayacaksa asla bitmesin istiyorsun. Geçmiş fırtınaları unutmadan yelkenlerimizi sağlam direklere bağlayıp, bu mavi yolculuğa öyle çıkalım ! alabora olmasın düşlerimiz, yanımızda azık umutlarımız olsun, ısıracağımız bir dilim ekmek olmasa bile ısıracağımız çatlak iki dudak olsun ! doyacağımız tek nefes / bunu mu bekliyorsun.

not..: kötü kediden..Teşekkürler..


Saturday, June 10, 2006

okyanUSlara inat sUSmam..sUS..

sanıyorum her geçen gün daha iyi anlıyorum içimde potansiyel bi katil var.. bu kendimi çok seviyo olmamdan kaynaklanıyor ve ben ara ara içimde birilerini öldürüyorum.. aslında bu bi tezat demek ki o kadar da insan severim.. içimde büyütüyorum büyütüyorum..sonu gelmeyen ölümler ve dirimler üzerine bildik söylencelerim bunlar...her yaşadığım an sonsuz..bitince 60 saniye bile değil.. lanet olası nefes alışlar ama...(ama kör anlamında kullanılmıştır dikkate alına..şapkasız olsun dedim..şapkalar ölenlerin arkasından selam için atılmadı..şapkalı A'ları da öldürdüm..)dipnot değil gerçekdir...
Assosa gitmek istiyorum..
Assosa gidip..Asosyal olmak istiyorum...
kendi kalabalığım yeter..kabul günü olmasın..
rivayet odur ki ölünün arkasında bir dezenfektasyon yapıla..
karantine bölgesidir girilmez uyarısı yok zehirlenmezsiniz..
ölü kokması..
ikona zırvası..
zıvanadan çıkma sendromları
vs. vs. vs.
ikona

Monday, May 29, 2006

damardan nameler

sol damarım atmakta

tik tak, tak tak, tik tak

sol damarım atmakta

tik tak, tik tak, tak tik

sesimi duyuyorum..

not..: siyasi değil..ama zamanı gelince siyasi de olabilir..

Thursday, May 11, 2006

??? mı tezat

Önce söze başlamak gerek..ama uzun bir serüven var önümde..bu bi başlangıç olmasın.. ??? hep sonu vardır başlangıçların ???

(15.04.2006 tarihi itibariyle yazılmış yanlışlıkla silinmiş.gereksiz ayrıntı geçmiş geleceğe alınabilip tekrar yaşanabilir mi)

Saturday, April 15, 2006

ruh bölünmesi

Dün bir yazarı arıyordum bulmak için bir kitapçıya girdim.. Önce bakımdım etrafa..çoktu kitaplar üzerime geliyordu raflar..Sonra adam geldi..sordum yazarı..bir kitabı varmış ellerimde..elleri yaşlıca biraz..İstediğim kitap o değildi..ismi vardı bide olmayan bir kitabı..şiir kitabından bir bölümdü aradığım öyle söyledi yorgun elleri..Kendini yazara benzetirmiş..beni de birine benzetti ki..baktı..anlıktı..ufak bir konuşma yazara ait.. Arkadan bir başkası, başka bir kitap sordu..
Ben..
Ben uzaklaştım adamdan, yazardan..Sonra tekrar geldi..yazardan bir alıntı yaparak başladı söze..bakışları benim yaşımdaydı.. bense yaş aldım birden.. kaçırdım bakışları korktum yaşlanmaktan..bir başka yazarda yaşamaktan..
sonra merdivenlere yöneldim..merdivenler dünyanın sonuydu..
hiç bitmeyecek sandım..belki de arkama bakmak istedim bakamadım..
yazar vardı aklımda..adamın bakışları..
adam sende
gidermiyim yine..
ya yazar, neydi ismi kitabının..
neydi..
dün..
dünde kalmam..(yazarın ismi aklımda adamın bakışları sanıyorum hiç o yazarı alıp okumayacağım..kilitlediğim o dünyaya hiç girmeyeceğim O sahafa hiç gitmeyeceğim..)
nevrim döndü belleğim allak bullak